10 Haziran 2009
Olimpos-Karaöz arası Likya Yolu Yürüyüşü
Toplam Okunma : 2.580 | Bugünkü Okunma : 1
15 – 16 Mayıs 2009
17 -24 Mayıs tarihleri arasında Olimpos – Kaş arasını yürümek düşüncesiyle Cuma günü uçak ile Antalya’ya gittim. Havaalanında çok sevdiğim, kardeşim bildiğim Gülhan’ım karşıladı beni ve Cuma gecesini birlikte geçirmek için evine geçtik. Cumartesi sabahı yürüyüş arkadaşımla tanışmak için Gülhan’ın yanından ayrıldım ve Olimpos’a doğru yola koyuldum. Olimpos’a gitmek için Antalya İlçeler Terminalinden Kumluca’ya giden minibüslere binmek, Olimpos sapağında inmek ve burada bekleyen minibüsler ile Olimpos’a gitmek gerekiyor. Saat 15.00 gibi geceyi geçireceğimiz pansiyonda yürüyüşümüzü gerçekleştireceğim arkadaşım Bora ile tanışıyoruz ve vakit kaybetmeden üzerimizi değişip Olimpos’a doğru yol koyuluyoruz. Düşüncemiz yürüyüşümüze başlamadan önce Çıralı’yı ve Yanartaşı görmek. Pansiyonumuz plaja 3 km uzaklıkta, bu yolu hızla yürüyüp Olimpos Antik kentine müze kartlarımızı göstererek giriş yapıyoruz. Birkaç fotoğraf çektikten sonra vakit kaybetmeden kendimizi eşsiz güzellikteki Olimpos sahiline atıyoruz. Sahil kalabalık, yorulmuşuz, ilk işimiz hemen kendimizi Olimpos’un serin sularına atmak oluyor.




Olimpos sahilinde biraz vakit geçirdikten sonra akşam geç saate kalmamak için hızla Yanartaş’a d0ğru hareket ediyoruz. Yaklaşık 1,5 saatlik bir yürüyüş sonrasında Yanartaş’a ulaşıyoruz. Bizim ulaştığımız yerin 2.Yanartaş’ın olduğunu bu yazıyı yazarken araştırdığım kaynaklardan öğreniyorum. 1.Yanartaş’a da ulaşmak mümkünmüş fakat sarp yamaçlardan tırmanarak çıkmak gerekiyormuş. Biz bu durumdan hem habersiz olduğumuz için hemde zamanımız dar olduğu için güzel manzara eşliğinde biraz dinlenip, birkaç fotoğraf çekip geri dönüş yoluna koyuluyoruz. Yanartaş deniz seviyesinden epey yüksekte, bu nedenle aşağıda gördüğünüz tabeladan intibaren basamaklı yoldan yukarıya doğru epey bir yükselmek gerekiyor.




Yanartaş’tan ayrıldıktan sonra 21.00 gibi pansiyonumuza ulaşıyoruz. Yemek ve güzel bir duştan sonra Bora yorgun olduğu ve bizi yarın uzun bir yolun beklediğini düşündüğü için yatıyor. Bense “buraya kadar gelmişim, hazır bir festivalde var eğlenceyi kaçırırmıyım” diyerekten pansiyondaki diğer arkadaşlarıma dahil oluyorum ve güzel, eğlenceli ve bol alkollü bir gece geçiyorum.
17 Mayıs 2009 – Pazar
Olimpos – Adrasan (16 Km)
Sabah 5.30 gibi kalkıp 6′da yola koyuluyoruz. İstikamet Olimpos, 3 km’lik bir yürüyüşten sonra Olimpos’a geliyoruz. Sahilde birkaç fotoğraf çektikten sonra Likya Yolu’nun Olimpos-Adrasan etabının nereden başladığını bulmaya çalışıyoruz fakat etrafta bir yönlendirme göremediğimiz için aranmaya devam ediyoruz. Neyse ki imdadımıza dükkanını yeni açmakta olan bir esnaf yetişiyor ve nereden başlayacağımızı bize gösteriyor. Etaba başlamak için; Olimpos’un girişinden devam ettiğinizde sağ tarafta tellerle çevrilmiş alanın bitiminden sağa dönmeniz, dere üzerinden karşı taraf geçmeniz ve yukarı taraftaki kaya mezarının olduğu yere çıkmanız gerekiyor. İşaretlerde zaten bu kaya mezarının arka tarafından başlıyor. Genelde yol 1-2 mt ara ile kayaların üzerine kırmızı beyaz olarak işaretlenmiş durumda. Bizim yürüyüşe başladığımız tarihlere yakın yol işaretleri yenilenmiş olacak ki tüm işaretler göze çok canlı gözüküyorlardı. Özellikle Adrasan – Karaöz arasında heyelan sonrası işaretler ve yollar tekrardan yenilenmiş.

(Olimpos başlangıcı / GPS Koodinatları – 36°23’31.40″K / 30°28’19.90″E) Saat 09.00 itibari ile Olimpos – Adrasan etabımıza başlamış bulunuyoruz. Etap patika şeklinde devam ediyor ve yayla mevkiine kadar hep yukarı doğru tırmanıyoruz. Yayla mevkiine gelmeden öğlen yemeği molası veriyoruz ve zaman kaybetmemek için öğlen yemeğini barbunya pilaki ile geciştiriyoruz. Yanında tatlı olarakta kuru kayısılarımızı götürüyoruz.



Yemeğimizi yedikten sonra tekrar yola koyuluyoruz. Yaylaya varmadan kulağımıza motorlu testere sesleri gelmeye, orman seyrekleşmeye başlıyor ve dozerlerin açtığı yola varıyoruz. Burası geçen seneki orman yargınından sonra özel bir işletmeye verilmiş. Yanan ağaçları kesip, istifliyorlar. Sonunda yaylaya ulaşıyoruz (Gps koordinatları; 36°21’43.20″K - 30°28’21.76″E). Burada su bulabilir miyiz diye orada çalışanlara soruyoruz. Bize bir kaynak suyu gösteriyorlar fakat içimize fazla sinmediği için çantalarımızdaki sular ile devam etmeyi tercih ediyoruz. Bundan sonrası sık sık iniş şeklinde yine patika içerisinden devam ediyor. Fakat inişler çıkışlardan fazla zorluyor insanı. Baton kullanmanın faydasını burada görüyorum. Bora’ya da tura başlamadan önce sıkı sıkıya tembih etmiştim ve batonun faydalarını anlatmaya çalışmıştım fakat biraz hafife alacak olacakki batonsuz geliyor. Etap boyunca yoldan bulduğu kalın bir dal parçasından yardım alıyor. Neyseki yol boyunca sorun yaşamıyoruz. Yalnız her birimizin sırtındaki 20kg’lık çantalar, yol inişe döndüğünde ayaklarımızı bir hayli hırpalıyor. Adrasan’a 4-5 km kala sol tarafımızda bir dere beliriyor. Sesini duymak bile insanı mutlu ediyor. Bir süre sonra dere ile aynı seviyeye iniyoruz ve burada mola veriyoruz. Hemen derenin içine girip, ayaklarımızı biraz olsun rahatlatmaya çalışıyoruz. Bora’nın ayakları pek iyi durumda değil, benimkilerde su topladı, toplayacaklar. Yol seraların içinden devam ediyor. Saat 20.00′de Adrasan’a ulaşıyoruz. Olimpos – Adrasan etabını 11 saat gibi bir süre tamamlamış oluyoruz. Hava kararmak üzere, festival dolayısı ile kumsal çadırlarla dolu. Biz de bir yer belirleyip, çadırlarımızı kuruyoruz. Ben hemen akşam yemeğine başlıyorum. Akşam yemeğimiz ton balıklı makarna. Yemeği yedikten sonra yol yorgunluğu ile çadırlarımıza çekilip hemen yatıyoruz. Fakat gece yüksek müzik sesi nedeniyle pek uykusuz geçiyor. Tam uykuya daldığım bir sırada ise saat çalmaya başlıyor. Saat 05.00 olmuş, kalkma zamanı.

18 Mayıs 2009 – Pazartesi
Adrasan – Gelidonya Feneri – Karaöz (24 Km)
Çadırımızı ve eşyalarımızı topladığımızda saat 06.00 oluyor. Yola koyulmadan Bora ile yaptığımız sohbette ayağının iyice kötü olduğunu ve üzerine fazla basamadığını söylüyor. Benimkinde ise şimdilik bir sorun yok. Neyse devam edelim diyor ve Adrasan – Karaöz etabının başlangıcına doğru yürümeye başlıyoruz. 300-400 mt yürüdükten sonra Bora ayaklarının üzerine basmanın kendisine acı verdiğini ve yürüyüşe daha fazla devam edemeyeceğini söylüyor. Kendisine her ne kadar içten içe beni yalnız bıraktığını düşünerek kızsamda hak veriyorum ve vedalaşıyoruz. Bundan sonra yola tek başıma devam edeceğim.

Yol tabelasından itibaren etap 2 km kadar toprak bir yoldan devam etmekte. Bu yol bittiğinde Yeşil bir vadiye çıkıyorsunuz. (GPS Koordinatları; 36°16’59.14″K / 30°27’10.51″E ) Burada bir dağ evi, bir çardak ve birde ağaç bir barınak karşılıyor sizi. Burası su ikmali yapacağınız son nokta. Burada güzel bir kahvaltı yapıyor ve sularımı dolduruyorum. Yol patika şeklinde yine çıkış yönünde devam ediyor. Adrasan koyunu yukarıdan gördüğüm son noktada üşenmeden sırt çantamdan fotoğraf makinamı indiriyor ve bu güzel manzarayıi fotoğraflıyorum. Ayrıca burada bir karar alıyorum. Bundan sonra bu tür aktivitelere ufak bir fotoğraf makinası alıp, onu getireceğim çünkü gerçekten slr makinayı yürüyüş boyunca sırt çantasından çıkarıp sonra yerine koymak çok yorucu oluyor.

Markiz dağının sol duvarından devam ediyorum artık, inişli çıkışlı patikalar ve çarşak kayalıklar geçiyorum. Bu arada dün Yanartaş’ta gördüğüm çifti görüyorum, selamlaşıyoruz ve geçiyorlar beni. Onların sırtları rahat, sadece yiyecek ve içeceğin olduğu bir çanta taşıyorlar sırtlarında. Bense sırtımda 20kg ile cebelleşiyorum. Yoruldum ve acıktım, saatte 12.00 olmuş, öğlen yemeği için manzaralı bir yerde duruyorum. Öğlen yemeğinde yine makarna var ama bu sefer soya fasulyesinden yapılmış et ile deniyorum. Eti biraz geç attığım için tam pişmiyor ama olsun, proteine ve karbonhidrata ihtiyacım var. Üzerine bir de hazır domates çorbası içiyorum ve kendime geliyorum. Bu arada yanıma aldığım 3,5 lt suyun 1,5 lt’lik kısmı daha Gelidonya Feneri’ne gelmeden bitiyor.


Yola devam ediyorum. Patikalar iyice artık kendini taşlık ve kayalıklara bırakıyor. Burada muhtemel birkaç ayak burkulması atlatıyorum. İyi ki bu aktivite için bilekli bir ayakkabı almışım yoksa gerçekten buraları bileksiz bir ayakkabı ile geçmek benim için tehlikeli olacaktı. Neyse saat 15.45′de Beş Adalar ve Gelidonya Feneri gözüküyor. Birden bir seviniyorum ki anlatamam ama daha fenere uzun bir iniş yolu var.

(GPS Koordinatları; 36°13’9.66″K / 30°24’34.60″E) 16.30 gibi Gelidonya Feneri’ne ulaşıyorum fakat bir sorunum var suyum bitmiş durumda sadece 500ml’lik bir şaşal şişesinin yarısı kadar suyum kalmış. Hal böyle olunca kısa süreli bir telaş yaşıyorum ve burada fazla vakit kaybetmeden Karaöz’e doğru yola koyuluyorum. Önümde 8 km yol var. Yürümeye başladığımda yolun patika olduğunu görünce moralim biraz düzeliyor. Bu yol bu şekilde Karaöz’e kadar devam ediyor. Yol boyunca iki, üç yerde çeşme görüyorum. (GPS Koordinatları; 1. Çeşme 36°14’39.34″K / 30°24’21.72″E – 2. Çeşme 36°15’31.45″K / 30°24’43.17″E) İlk çeşmeyi gördüğüm yerde su şişelerimi ve midemi tıkabasa dolduruyorum ve suya kelimenin tam anlamıyla doyuyorum. Kendime geldiğimde Gelidonya Feneri’nde zaman geçirememiş olmam aklıma geliyor ve üzülüyorum. Yol boyunca Likya Yolu’na devam edip etmeme konusunda kararsız kaldığım için kendime sorular soruyorum. Çünkü bu yolu tek başıma yürümek pek keyif vermiyor artık bana. Karaöz’e ulaştığımda sahildeki top sahasında oynayan çocuklara ertesi gün Kumluca’ya nasıl gidebilirim diye soruyorum. Fakat Karaöz yazın canlandığı için iki günde bir belli bir saatte (iki günde bir sabah saat 08.00′de) minibüs olduğunu öğreniyorum. Artık yarın ola hayrola diyip bir bakkala uğrayıp hem enerji alabileceğim birkaç aburcubur alıyorum hemde Kumluca’ya ulaşım için çocuklardan aldığım bilgiyi teyid ediyorum. Bakkalında söyledikleri çocukların söylediklerinden farklı değil. Bakkal ayrıca yarın sabahtan yola çıkıp otostop çekebileceğimi, aracı ile geçen birisinin mutlaka yardımcı olacağını söylüyor. Çok yorulmuşum hemen sahile dönüyorum, uygun bir yere hızla çadırımı kurup yatıyorum. Ertesi sabah kalktığımda ne yapsam diye düşünüyorum ve bu düşünceyle Kumluca otogarına kadar gidiyorum. Yolda bakkalın dediği gibi otostop çekiyorum, biri duruyor ve beni arabasına alıyor. Yolda sohbet ediyoruz. Sabah benim gibi birisini Mavikent’ten Karaöz’e getirmiş. Türk’müydü diye soruyorum, evet diyor, çünkü yol boyunca gördüğüm çiftler ya İngilizdi yada Fransız. Kumluca otogarından Antalya’daki arkadaşım Gülhan’ı arıyorum. Dinlenmek için en uygunu bu olacak diye düşünüyorum ve Antalya’ya geçiyorum.
Likya Yolu ile ilgili notlarım;
Bir dahaki gelişimde kesinlikle daha az eşya alacağım yanıma çünkü ağır bir çanta taşıma bir süre sonra hem işgenceye dönüşüyor hemde sağlık problemlerine sebep oluyor. Ayrıca etaplar arasında fazladan yedek su alacağım. Bu konuda Adrasan – Karaöz arasında fazlası ile zorlandım. Likya yolu işaretlerinin yenilenmesi çok iyi yapılmış bu konuda hiç sıkıntı çekmemiş olmak güzel. Yol boyunca bilekli bir ayakkabıya ve 1 çift batona sahip olmak yürüyüşümü hem kolaylaştırıyor hemde oluşabilecek kaza risklerini azaltıyor.
Sonuç;
Likya yolu yürüyüşümün bu kadar kısa sürmesi beni çok üzüyor ama henüz pes etmiş değilim. Yakın zamanda yalnız yada birileri ile tekrar bu yolu yürüyüyeceğim ve Gelidonya Feneri’nde mutlaka daha fazla zaman geçireceğim. Kendime söz veriyorum.

