Pirasoglu Blog

14 Aralık 2010


Fransa seyahatinde geriye kalanlar..


Toplam Okunma : 6.420 | Bugünkü Okunma : 70

Nihayet seyahat günümüz gelmişti. Bu benim schengen üyesi bir ülkeye ilk çıkışım olacağından heyecanım Fransa Konsolosluğu’nda başlamıştı. İlk kez schengen vizesi alacağım için öncelikle konsolosluğa kendimi göstermem gerekti. Konsolosluk görevlisi de açıkçası pek zorladı. Nereye gideceksin ? Kiminle gideceksin ? Kız arkadaşının ismi ne ? (Kız arkadaşımla gideceğimi söylediğim için sanırım söylediklerimi teyit ediyordu.) Doğum tarihi nedir ? Ne iş yapıyorsun ? Kaç senedir çalışıyorsun ? Yanında kartvizitin var mı ? vs. vs ..Tam yedi satır not almasına değer bir sonuç olarak vizemin çıktığını iki gün sonra İstanbul vize merkezinden öğrendim. Bir aylık tek girişli vize vermişlerdi. Neyse bunada şükür.. Bu gezide planlamayı kız arkadaşım üstlendiği için tüm program anlık ve kız arkadaşıma ait olacaktı. Nasıl bir tatilin bizi beklediğini merak ediyordum?

Uçak biletimizi vize başvurusundan önce Easyjet üzerinden gidiş dönüş olarak Sabiha Gökçen (İstanbul) – Basel Mulhouse Freiburg olarak almıştık. (Bilet ile ilgili bir bilgi: Eğer uçak biletinizi Easyjet’ten alıyorsanız retailmenot.com adresindeki indirim kuponunu bilet alırken bagaj ve diğer ayrıntıları seçtiğiniz sayfada kullanarak 10 Euro civarında bir indirimle almanız mümkün.)

Basel Mulhouse Freiburg havalanının üç ülke tarafından kullanılıyor ve ucuz uçuşlar için pek fazla tercih ediliyor. Havaalanı,Basel’e 6 km (İsviçre), Freiburg’a 70 km (Almanya), Mulhouse’a 22 km uzaklıkta bulunmakta.

Basel – İsviçre (14.08.2010 – Cumartesi)

Uçağımız Cumartesi günü saat 03.25’te yarım saat rotarlı olarak kaltı ve sabah saat 06.30 gibi Fransa’ya ulaştık. Hızlı Tren ile Paris’e ulaşım için İsviçre’nin Basel şehri diğer şehirlere göre daha yakın olması nedeniyle Basel’e geçmeye karar vermiştik. Basel SBB Bahnhof tren istansyonuna, havaalanı önünden kalkan 50 numaralı (otobüs tarifesi için) otobüsler ile gitmek mümkün. Tren istasyonuna geldiğimizde hemen tren saatlerine bakıyoruz. Saat çok erken olduğu için Paris’e gidiş saati açısından birçok alternatif mevcut, biz Basel’i biraz gezip öyle trene binmeyi tercih ettiğimiz için saat 14.00’deki trene bilet alıyoruz. Bilet ücreti için yaklaşık 100’er euro ödüyoruz. Tren biletinizi hareket gününden ne kadar önce alırsanız daha uygun fiyatlı (mesela 40-50 Euro’ya ) Paris’e bilet bulma imkanınız olabiliyor. Ne yazıkki biz bu imkandan yararlanamıyoruz. Geceden beri pek bir şey yemediğimiz için gar içindeki pastahaneye yöneliyoruz. Burada çok çeşitli ve güzel sandwichler, kruvasanlar mevcut. Birer sandvich ve kahve alıp, gar önündeki banklarda oturuyoruz. Basel’de hayat yeni yeni uyanıyor. Hemen dikkatimizi bisikleti ile işe gidenler, spor yapanlar çekiyor. Sandwichlerimizi yedikten sonra tren saatine kadar şehri keşfetmek için yürümeye başlıyoruz. Sokaklardaki, caddelerdeki düzen bizim hiç alışık olmadığımız cinsten. Yol çalışması var birçok yerde fakat o kadar düzenli ve kontrollü ki, şaşırıyoruz. Etraftaki dükkanlar yeni yeni açılıyor. Yürürken gözümüze LIDL Ucuzluk Marketi çarpıyor. Karnımız tekrardan acıkmış durumda hem fiyatlara bakıyor hemde birşeyler alıp çıkıyoruz. Sonrasında biraz ısınmak hemde kahve içmek için Starbucks’ta biraz mola veriyoruz. Hava tarih itibari ile İstanbul’da alışık olduğumuz havadan baya serin. Cam kenarındaki koltuklarda güneşin ilk ışıkları ile kahvemizi yudumlamak iyi geliyor bize. Tekrar dönüyoruz sokaklara, Basel sokaklarını vitrinlere baka baka geziyoruz.

Devamını okuyun »

09 Ağustos 2010


Yol gözüktü, Fransa’ya gidiyoruz


Toplam Okunma : 3.391 | Bugünkü Okunma : 13

Fransa

Geçtiğimiz Kurban Bayramını Dalyan’da arkadaşlarla dalışa başlayarak geçirince, yaz tatili planlarını da bol dalışlı Tayland gezisi üzerinde kurmaya başlamıştık. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı maalesef ki, Tayland gezisi ve dalış hayalleri bir başka seneye kaldı.

Hal böyle olunca kız arkadaşımın önerisi üzerine rotamızı Fransa’ya çevirdik. Stresli bir schengen vize alma telaşından sonra gezi günümüz geldi çattı. Bu haftasonu itibari ile 10 gün boyunca Fransa’yı dolaşacağız. Gezilerimiz için merkez üssümüz Paris olacak. İlklerin olacağı bu gezinin çok ama çok güzel geçmesini istiyorum. Dönüşte detayları anlatırım artık  :)

Şimdilik sizleri güzel Fransızca şarkılarla baş başa bırakıyorum… Bugünlerde bol bol bu şarkıları dinliyorum  :)

Beğendiğim Fransızca Şarkılardan bir demet…

Şarkı Listesi :

01 – Patricia Kaas – Mon Mec ? Moi
02 – Salvatore Adamo & Laurent Voulzy – Tombe la neige
03 – Guadalupe Pineda – Historia de un amor Budha Bar
04 – Garou – Gitan
05 – Helene Segara – Elle tu l’aimes
06 – Dany Brillant – Histoire Dun Amour
07 – Fugain Michel – Une Belle Histoire
08 – Noir Desir – Le vent nous portera
09 – Joe Dassin – L’ ete Indien
10 – Charles Aznavur – La Boheme
11 – Christian Adam – Si Tu Savais Combien Je T’aime
12 – Patricia Kaas – Les hommes qui passent
13 – Enrico Macias – Solenzera
14 – Vittorio Paltrinieri – Portofino
15 – Salvatore Adamo & Yves Simon – Ma tête
16 – Roch Voisine – La Berceuse du Petit Diable
17 – Nino – Santiago
18 – Dany Brillant – Hava Naguila
19 – Dany Brillant – Viens Danser
20 – Dany Brillant – Tu Vuo Fa L Americano

29 Mart 2010


Seyahat bursunda mutlu son


Toplam Okunma : 3.442 | Bugünkü Okunma : 11

Özlem Yücel blogu Özlem Pansiyon aracılığı ile 4 Eylül 2009′da “Genç Gezginlere Seyahat Bursu” projesini duyurduğunda projenin güzelliği beni bursiyer adayları kadar heyecanlandırmıştı. Kendisine hızla bir mail gönderdim ve tebriklerimi, bu heyecanı paylaşmak ve destek vermek isteğimi belirtmiştim. O günkü heyecanını anlamanız için sizlerle bu mailleri paylaşmak istiyorum. Başardın Özlem Yücel, teşekkürler..

Gönderdiğim mail;

Özlem Hanım Merhabalar,

Nasılsınız ? Projenizi okudum, gerçekten çok güzel. Zaten düşüncelerimi yorum olarakta sitenizde aktardım.

Eğer kabul ederseniz bende bu projenin bir yerinden tutmak isterim. Belki benim gibi destek olacaklar artar, 1 kişi değilde iki ayrı kişi gönderirsiniz.

Bu konuda 100 Euro’luk bir bütçe ayırabilirim.

Düşüncelerinizi bekliyorum..

Saygılar


Kadir Pirasoğlu
blog.pirasoglu.com

Cevabı;

Kadir Bey tekrar merhaba,

İlginiz ve projeye destek vermek istediginiz cok tesekkur ederim. Tabii ki kabul ederim; etmemek söz konusu olabilir mi? Yazdigim gibi amac zaten bursu kurumsallastirmak, yayginlastirmakti. Sonunda 1 gencin hayallerini gerceklestirmesinden daha onemli olan bir seyahat kulturu edinmemiz. O yuzden mesajinizin beni ne kadar heyecanlandırdığını ve umutlandırdığını anlatamam.

2007 yılında interrail yapmıştım, o zaman öğrenciydim. Bundan birkaç sene once, yas 32 iken ve 8 yıllık profesyonel iş hayatından sonra, 6 ay kadar Güney Amerika’da seyahat ettim. Oralarda insanların gördüğü ilk Türk olmam üzücüydü. Cok boyutlu bir fayda bu; gezginligin hem bireye, hem yaşadığı topluma çok şey kattığına yürekten inanıyorum. Sizinle de ortak bir bakışımızın olmasına çok sevindim.

Hukuksal açıdan burs vermek bunu da açıkça ifsa etmek uygun mudur, hic araştırmadım. Yarın şehir dışına çıkıyorum, dönüşte hemen avukat ile görüşeceğim. Ondan sonra gezginler icin ‘havuz bütçe olusturma işini’ ayrica nasıl ilerletebiliriz araştıracağım. Sizce sakıncası yoksa, katkınızıda duyurmayi cok isterim.

Umarim gençler de ilgilenir burs ile de, biriken parayla burs verenler olarak seyahate cıkmamız gerekmez:)

Sevgiler,
Ozlem Yucel

Duyuruyu yaptığı günden bugüne kadar heyacanını kaybetmediğini blogundaki genç gezginlere yaptığı tavsiye yazıları ile anlamak çok güç değil.

Özlem Yücel kendi imkanlarıyla seyahat etme kültürünü genç arkadaşlara aşılamak adına 1 kişiye burs verme düşüncesiyle başlattığı “Genç Gezginlere Seyahat Bursu” kampanyası hem bursiyer adayları, hemde bu projeye destek olmak isteyenler tarafından düşünülenden fazla ilgi gördü ve bursiyer sayısı 1′den 5′e çıktı. Bugünkü Hürriyet Seyahat ekindeki yazı ile de proje resmen sonuçlanmış oldu.

Özgeçmişleri ve hayalleri ile 25 kişilik aday listesinden sıyrılan 5 şanslı bursiyer şöyle;

# 02: Bülent Bayarslan
# 07: Selen Yamak
# 08: Özgün Uçar
# 15: Tuğba Tuluk
# 25: Baki Berk Kayalar

Yedek Bursiyerler ise şöyle;

# 10: Gökhan Balıkçı
# 18: Birge Yalçın

Şu anda Özlem Yücel’in başarı ile bu projeyi sonuçlandırdığı için mutluluktan uçtuğuna eminim. Bizde ucundan tutup azda olda katkı sağlayabildiyesek ne mutlu bize..

Bundan sonra heyecanla okuduğumuz hayalleri, gerçekleştirilmiş birer hikaye olarak görmek adına sıra bursiyerlerde olacak. Yazılarınızı bekleyeceğiz.

Hepinizin yolu açık olsun..

14 Şubat 2010


Güneş, bugün bulutların arasından bana güldü


Toplam Okunma : 2.985 | Bugünkü Okunma : 16

Soğuk, yağmur, kar derken son günlerde güneşi göremez olduk, unuttuk. Tamam, kış mevsimi tabii ki ama insan yinede azda olsa görmek, onun sıcaklığı hissetmek istiyor. Sanırım bu bir süre daha mümkün olmayacak ama azcıkta olsun kendini gösterdiği zamanlarda biz insancıklar kendimizi sokaklara atacağız, bugün olduğu gibi.

Bugün, sabah saatlerinde dışarıda ara ara kendini gösteren bir güneş vardı düne inat. Akşam yatmadan, “sabah erken kalkabilsemde biraz Caddebostan sahilde koşsam” diye planlamıştım kendimi. Saatimide sanki kalkacakmış gibi 08.00′e kurmuştum. Tabii saat çaldı ama uyanamadım, 09.30 gibi kendime geldim ve ayaklandım. Pencereden dışarı baktığımda gerçekten çok güzel bir hava vardı. Hemen üzerimi giyip kendimi dışarıya attım. Sahile indiğimde birçok insan sabah sporlarını yapmış, evlerine dönüyorlardı bile. Önce Caddebostan’dan Bostancı yönüne doğru hafif tempo ile koşmaya başladım. Güneş ara ara kendini gösterdiğinde, yüzüme vuruyor ve bana ” hoşgeldin, ne zamandır seni buralarda göremiyoruz diye” sitem ediyordu sanki.

Evet, uzun süredir sahile inemediğim farkındaydım, fakat fırsat yaratıp bir türlü inemiyordum. Kışı, soğuğu, yağmuru, çamuruda bahane ediyordum kendime tabi.  Ne vardı 2-3 günde bir insem, şu anda yaptığım gibi iyot kokusunu içime çeksem, denizin, martıların sesleri ile hayaller kursam. İşte bugün öyle bir gündü, birçok hayal kurdum koşarken ve kanımın gerçekten damarlarımda dolandığını hissettim, bir silkelendim, enerji doldum, mutlu oldum.

Sahilde kimse yalnız değildi, kimi koşuyor bir yandan müzik dinliyor, kimi arkadaşları ile kah alçak, kah yüksek tempolu yürüyor ve sohbet ediyor, kimi bebek arabasındaki bebeğini gezdiriyor, kimi bisiklete, kimi ise rollerblade ine biniyordu. Bana ise koşum sırasında “Red Hot Chili Peppers” eşlik ediyordu.

Anlayacağınız ailemle kahvaltı masasına oturduğumda, düne göre mutlu bir ben vardı..

(Fotoğraf : Bahadır Uyanık)

Etiketler:

RSS Aboneliği


Abone ol !!!

  • E-posta adresinizi giriniz: