Nihayet seyahat günümüz gelmişti. Bu benim schengen üyesi bir ülkeye ilk çıkışım olacağından heyecanım Fransa Konsolosluğu’nda başlamıştı. İlk kez schengen vizesi alacağım için öncelikle konsolosluğa kendimi göstermem gerekti. Konsolosluk görevlisi de açıkçası pek zorladı. Nereye gideceksin ? Kiminle gideceksin ? Kız arkadaşının ismi ne ? (Kız arkadaşımla gideceğimi söylediğim için sanırım söylediklerimi teyit ediyordu.) Doğum tarihi nedir ? Ne iş yapıyorsun ? Kaç senedir çalışıyorsun ? Yanında kartvizitin var mı ? vs. vs ..Tam yedi satır not almasına değer bir sonuç olarak vizemin çıktığını iki gün sonra İstanbul vize merkezinden öğrendim. Bir aylık tek girişli vize vermişlerdi. Neyse bunada şükür.. Bu gezide planlamayı kız arkadaşım üstlendiği için tüm program anlık ve kız arkadaşıma ait olacaktı. Nasıl bir tatilin bizi beklediğini merak ediyordum?
Uçak biletimizi vize başvurusundan önce Easyjet üzerinden gidiş dönüş olarak Sabiha Gökçen (İstanbul) – Basel Mulhouse Freiburg olarak almıştık. (Bilet ile ilgili bir bilgi: Eğer uçak biletinizi Easyjet’ten alıyorsanız retailmenot.com adresindeki indirim kuponunu bilet alırken bagaj ve diğer ayrıntıları seçtiğiniz sayfada kullanarak 10 Euro civarında bir indirimle almanız mümkün.)
Basel Mulhouse Freiburg havalanının üç ülke tarafından kullanılıyor ve ucuz uçuşlar için pek fazla tercih ediliyor. Havaalanı,Basel’e 6 km (İsviçre), Freiburg’a 70 km (Almanya), Mulhouse’a 22 km uzaklıkta bulunmakta.
Basel – İsviçre (14.08.2010 – Cumartesi)
Uçağımız Cumartesi günü saat 03.25’te yarım saat rotarlı olarak kaltı ve sabah saat 06.30 gibi Fransa’ya ulaştık. Hızlı Tren ile Paris’e ulaşım için İsviçre’nin Basel şehri diğer şehirlere göre daha yakın olması nedeniyle Basel’e geçmeye karar vermiştik. Basel SBB Bahnhof tren istansyonuna, havaalanı önünden kalkan 50 numaralı (otobüs tarifesi için) otobüsler ile gitmek mümkün. Tren istasyonuna geldiğimizde hemen tren saatlerine bakıyoruz. Saat çok erken olduğu için Paris’e gidiş saati açısından birçok alternatif mevcut, biz Basel’i biraz gezip öyle trene binmeyi tercih ettiğimiz için saat 14.00’deki trene bilet alıyoruz. Bilet ücreti için yaklaşık 100’er euro ödüyoruz. Tren biletinizi hareket gününden ne kadar önce alırsanız daha uygun fiyatlı (mesela 40-50 Euro’ya ) Paris’e bilet bulma imkanınız olabiliyor. Ne yazıkki biz bu imkandan yararlanamıyoruz. Geceden beri pek bir şey yemediğimiz için gar içindeki pastahaneye yöneliyoruz. Burada çok çeşitli ve güzel sandwichler, kruvasanlar mevcut. Birer sandvich ve kahve alıp, gar önündeki banklarda oturuyoruz. Basel’de hayat yeni yeni uyanıyor. Hemen dikkatimizi bisikleti ile işe gidenler, spor yapanlar çekiyor. Sandwichlerimizi yedikten sonra tren saatine kadar şehri keşfetmek için yürümeye başlıyoruz. Sokaklardaki, caddelerdeki düzen bizim hiç alışık olmadığımız cinsten. Yol çalışması var birçok yerde fakat o kadar düzenli ve kontrollü ki, şaşırıyoruz. Etraftaki dükkanlar yeni yeni açılıyor. Yürürken gözümüze LIDL Ucuzluk Marketi çarpıyor. Karnımız tekrardan acıkmış durumda hem fiyatlara bakıyor hemde birşeyler alıp çıkıyoruz. Sonrasında biraz ısınmak hemde kahve içmek için Starbucks’ta biraz mola veriyoruz. Hava tarih itibari ile İstanbul’da alışık olduğumuz havadan baya serin. Cam kenarındaki koltuklarda güneşin ilk ışıkları ile kahvemizi yudumlamak iyi geliyor bize. Tekrar dönüyoruz sokaklara, Basel sokaklarını vitrinlere baka baka geziyoruz.



